nihan minareci ❤
İşte bunların hepsi var burda.
Sanki çok karışıklar içimde diye kızıvermişim, onlarda korkup sıraya girmiş, şimdi bücürler teker teker geliyolar :) karışıklarken mi iyi düzgünkenler mi anlamadım :)
Yani sabah daralmış, öğleyin azcık bi umutlu akşam da kıpır kıpır olabilirsin kendini kısıtlama ‘şöyle hissediyorum ben!’ diye. Dedim ya bunlar bücür, giriveriyolar aradan.
Bazen paragraflarca yazı, bazen günlerce kulaklıkla yüksek ses müzik, bazen birsürü resim internetten. Günlerdir yazmamıştım. Bu resimdekiler internetten indirdiklerim. Bakıyodum da yazsam bu kadar güzel anlatamam dedim. Yaz geliyo ya içimde bi rahatlama bi kendini salma hali var. Geçen yazın etkisiyle heralde. Ben her sene yaz gelsin der dururum ama bu yazı başka bi bekledim çok istedim.
Bu yaz alaçatı yok. Bölünmek yok. Çok özlemek yok.. Bu yaz bıcır bıcır işler var :)
Hakuna matata :)
❤❤❤
Strawberries cherries and an angel’s kiss in spring
My summer wine is really made from all these things
Take off your silver spurs and help me pass the time
And I will give to you summer wine
My eyes grew heavy and my lips they could not speak..
Herşey biribirine bu kadar tezat olduğu için çok güzel.
Bi anormal hareketli, bi anormal durgun. Bi güneşli sıcacık, bi buz gibi kış. Bi kalp pır pır, bi buruk kırık. Bi çok enerjik, bi durgun. Bütün bu durum karşısında heyecandan bayılmadığımız için çok profesyonelleşmiş sayılabiliriz, yada kötü ihtimalle heyecanlanmıyosak bile çok sıkıcılaşmış da olabiliriz.
Aşırı derecede inanıyorum, çoğunlukla benzer şeyleri konuşmaya başlayınca insan yabancılaşıyo kendine. Çoğunluklaşıyo. Evet politika, evet siyaset, evet stratejik beyin uyuşturmalar, sahip çıkmamız gerekenler evet. Tamam. Ama dışa döndükçe, dışa hakim oldukça, içinden uzaklaşıyo ve toplumsallaşıyo insanlar. Neyin en doğru olduğunu kimse bilemez, o yüzden de herkes hissettiklerini takip ediyo. >Daha doğrusu öyle yapmalı. Başkalarının hissettiklerini diil.
Biz yaşıcaz diye çıldırırken sakiiin sakiin ilerleyen bi zemini var hayatın. Koşturan insanlar birbirini kırıyo, kanıtlanmaya çalışıyo, ait olduğunu sanmak istiyo. Arka planda da beence gizli bi müzikle evrensel sihirler uçuşuyo içten içe.
Elimizle tutmamıza gerek olmayan sahip olduklarımız çok kıymetli, çok ‘çok’.
❤ ❤ ❤
Üçbinbeşyüzüncü bıdı bıdım ❤

Bıdı bıdı bıdı bıdıı yazıyorum konuşuyorum anlatıyorum hep olduğu gibi ama biiii türlü bloguma yazamıyorum.
Hayatımın en yoğun döneminden geçtiğimi sanıyorum hep ama galiba bu hep böyle yani geçici bi dönem diil benimkisi :P Bu yani :) benim seçimim bu olduğu için bu hemde :)
Evimize yerleştik, minnoşko bıdık bi evimiz var artık. Devasal buzdolabımıza olan aşkımızdan dolayı hala mutfağımız yok sadece :) Tüm evi sadece buzdolabını baz alarak yerleştirdiğimiz için kaprislerini çekiyoruz. Taşınırken çizilmeler, hiçbiyere sığmamalar, mutfağı söktürüp yeni mutfak seçtirmeceler, uyumlu fırın buldurmacalar.. Şımarık ama olsun biz onu böyle sevdik ❤
Yeni bi keşfim evet var, onun için yazıyorum.
Asıl konum şu; Yanlış anlayıp durmak hayatı, çünkü öyle de diil öyle de diil.
Anlatımım da şöyle olsun; Hani bazen biri bi sebepten gözümüzden düşer de daha az görüşmeye karar veririz ya. Hani kaçınırız onunla vakit geçirmekten. Hepimiz yaparız. Görüştüğümüz birinin bi huyu bi hareketi onun aslında sandığımız gibi biri olmadığını gösterir. ‘Hmm oldu o zaman’ diyip gideriz ve daha az geliriz artık. Peki bunun tammm da aynısını kendimize yaptığımızı da biliyo muyuz? Ben dün buldum bunu daha yeni, yakaladım kendimi oracıkta! Napıyorum, niye kendimi yalnız bırakıyorum, neden unutuyorum aslında ne için burda olduğumu, neden acaba uyku moduna sokuyorum kendimi kısıyorum sesimi. Ne bu anlayışsızlık kendime karşı. Bilmiyorum hiç bi cevabını bu soruların. Bazen yaşamın bizi kurmamıza zorladığı ve kendimizi buna mecburmuş gibi hissettirdiği saçma düzenlerimiz bizi öyle bi kaptırıyo ki akıntısına, yürek sessizleşiyo, siniyo, teslimiyet duygusuyla kabul etmeyi karıştırıyo birbirine ve çekiliyo kabuğuna, (aslında küsüyo), sonra zihnimiz herşeyi yorumlamaya ve gürültü çıkarmaya başlıyo. İnsancık da unutuyo yüzlerce güzel şeyi, hayalini, heyecanını.
Şimdi sadece derin nefesler alıp bu güzelleşen havalarda biraz görmek etrafı! Nerde olduğumuzu, nelerimiz olduğunu. Yorulmak bizim uydurmamız. Madem yoruldun dinlenebilirsin. ’Yorgunluk’ diil elde edilecek his. O güce sahibiz. Zamanını iyi kullanıp gözlerini kapatıp sevdiğin müziği dinleyemez misin, kendini iyice salıp güzel şeyler düşünemez mizin, hayaller kurarak uyuyamaz mısın istesen? Kimse karışamaz ki senin içinden geçenlere.
İç sesini tek susturan insanın kendisi.
❤❤❤
BIDIKOWSKİ RUH HALLERİM ❤ BEN

Binbeşyüz tane ruh halim arasında kayboldum gittim.
”Herşeyin psikolojik olarak yaratılabiliceğine ve yok edilebiliceğine olan inancım ben büyüdükçe kuvvetleniyo ve sağlamlaşıyo.” -Nihan MİNARECİ (28 yaşında :) :P
hahhahaha :) bu ne biçim bi blog yazma tarzım :) uydurup uydurup yayınlıyorum :)
Ne düşündüklerimiz o kadar aşırı derecede önemli ki. Bu hem mükemmel bi güç -sihir yapabilme gücünden farksız bakarsan sadece uzun vadede oluyo- hem de çok tehlikeli çünkü birazcık kafan karışırsa yada bikaç hata üstüste yaparsan herşey birbirini etkileyip çıkmazda da bulabilirsin kendini.
Hayatım aşırı derecede değişmenin köşebaşında. Ya abartmıyım :)) Aslında sadece taşınıyoruz :) ama sonuçta 9 yıldır her sabah uyandığım bostanlımdan gidiyorum. Bostanlım benim minik bebeğimdi gibi şeyler yazıp abartmak istiyorum orayı ne kadar çok sevdiğimi anlatabilmek için :) Bi yandan da içim o kadar ferahlıyo ki apaydınlık hissediyorum misler gibi, yepyeni.
Dün kendi kendimi yamulttum, daha taşınma günü gelmeden ben beyin olarak kendimi nakliye tırının ortasına bırakıp kaçtığım için o taşıma işleri daha taşınmadan beni benden aldı. Dün sabah maymunlar gibi herşeyi (herşey: sadece evdeki benim sevdiğim minik süsler) kutulara koydum eğilip eğilip kalktım dört döndüm evde, sonra cafede de biraz hareketli geçince zaman akşama doğru fenalaşan teyzeler gibiydim, eczaneye tansiyonumu ölçtürttüm o derece :) Ama ona bakarsan eczacı da bana ‘çarpıntın var’ dedi :) Sonra da kendi kendime çok bozuldum, ayyy ne mıymıyım diye. Yani daha geçenlerde kendimle gurur duyuyodum koca kış sadece bi kere işe gidemicek kadar hasta oldum, amma da dayanıklı bünyem diye :) Resmen hayalkırıklığına uğratmış oldum kendimi, biraz yoruldum ve yamuldum çünkü. Ama sonra anladım ki tamamen psikolojik olarak hasta gibi hissettim kendimi çünkü korktum taşınmanın yükünden. Böyle yazıp yarın gerçek grip olursam ama bu blog hesabımı kapatırım :P Bu kadarını kaldıramam :) Neyse ben çıkıyorum şimdi, yuvama döniyim.
Bu yazıyı da Tusan’ın onca şey söylerek bölüşüne rağmen tamamladım, öyle de bi kahramanım :)
❤❤❤
Hayat kısa diye düşünüyorum. Ve zaman kaybediyoruz. Hayat kısa. Hepsi bu. Bu üzerinde düşünülmesi gereken bir şey…
Kendi yüreğini dinle. Yüreğin her şeyi bilir, çünkü Evrenin ruhu’ndan gelmektedir ve bir gün oraya geri dönecektir.

Blogumun arka planıyla ve bütün ıvır zıvırlarıyla olan seruvenimin sonuna geldim 🐰🐰beyinciimin bi kısmı bloke oldu, gözlerim ufaldı minicik kaldı, tüm o 90 dk boyunca serhatın maç seslerinin konsantrasyonumu bozmasına izin vermedim ve mutlu son ❤ Bi süre için son hali bu ✏📜

Sacmasapan minicik biseyler iste ❤❤
Bazen ruhumun tam ihtiyaci olan sey resmen sacmasapan minicik biseyler. Sanki kocaman bi bosluk varmis da dolmazmis gibi geliyo, ya da yanlis biyerde takilip kaliyo gicik zihnim susmuyo bidi bidi, hatta sesini yukseltip kirici oluyo! Hep zayif yerden vuruyo!
İste boyle zamanlardan biriydi ve ben tum ihtisamimla ayaga kalkip ukala ukala konusan zihnime turk filmlerindeki gibi yaptim;
“-KÜSTAH!” dedim ve tokat attim :)))
(cok iyiii👍)
Bugun ofiste tusanla devlet isleri hakkinda konusuyoduk yine :Pp
Yani teapotta ustu sallandigi icin en arkada duran ve ivir zivirlarimizla dolu masamizda tusanin cikmayi sevmeyen vizesi hakkinda konusuyoduk tabiki :) hatta “çık vize çık” duası ettik :) Pumpkinin cani sıkkındi ama moralini duzeltmisimsi gibiydi de, cozumler bulmus cnku. Bence simdi vize dusunsun napicagini. Bende bu arada ona cesitli sebeklikler yapiyim da morali hic bozulmasin diye ugrasirken bi baktim benim icim acilmis:) iste “kustah!” ve ‘tokat’ sahnesini orda yasadim :)
İki haftadır da gizli ve sinsi bi burun nezlesi geçiriyorum, ama hiç oralı olmuyorum :p nezlem şaşkın napıcağını bilmiyo :)
Yani iste boyle haberler bunlar. Happily lived after ever ❤
Bıdıııııı bıdıııııı bıdııııı bıdıııııı :)
Ne konuşuyorum kafamın içinde ufuuu:)
Kayıt cihazı olsada kaydetse sayın zihnimin mucittinliklerini yazsam hepsini ve bütün foyam meydana çıksa :)
Serhatım üç gündür bi eğitime katılıyo yaratıcı satış ve pazarlamayla ilgili, evde akşam bahsediyo ilgisini çeken şeylerden, çok eğlenceli konuları. Bugünkü konularını en çok sevdim ama.
Soru şu; “sizi asıl mutlu eden şey ne, gerçekten mutlu eden?”
Bi düşünsene…
Bunu işle bağdaştırmış, neden yaptığınız işi yapıyosunuz, sizi işinizde mutlu eden şey ne ki bu işi yapıyosunuza getirmiş. Bende tuttum nefesimi kendi içime daldım.
Son zamanlarda çok düşüncelere dalıyorum, çok yargıcıyım. Kendimi, işimi, tavrımı, sevdiklerimi, yaptıklarımı ve yapmadıklarımı yargılıyorum sırayla ve acımasızca. Ben oturdum yorum yapıyorum ordan, Onlar kendini savunuyo hepsi bir bir kazanıyo davalarını, gözüme giriyo :) içimde bulduğum hataları affediyorum, kusurlarıma zaman veriyorum görmezden geliyorum, hayır ama kesinlikle eleştirmiyorum, iyilerle gurur duyuyorum. Bi iç denetim gibi, herşey diken üstünde ve her an savunmaya hazır kendimi.
“Ben ve Ben” karşı karşıya :)
Bi süredir yoga academy alsancak’takiler çok sık geliyo bizim cafeye, muhabbet ediyoruz. Dün akşam aralarından biri annesiyle geldi uzun uzun muhabbet ettik, birbirini hiç tanımayan insanların aslında bilmeden birbirine karşılıklı nasıl keyif verebildiğini bi kere daha yaşadım. Ben bunu seviyorum. Çünkü genelde heryerde tam tersi var, insanlar insanlardan şikayet etmez mi genelde. Toplum böyle kurulmuş gibi. Neyse, tatlı tatlı ‘iyi akşamlar’laştıktan sonra tam çıktı, sonra kapıyı kapatıcakken geri döndü ve dedi ki;
“-alice harikalar diyarında gibi burası, bi kapıdan giriyosun ve hayat değişiyo :)”
İşte var ya, o an beni benden aldı aslında.
Bunlar sihirli sözcükler gibi çünkü benim için, gizli giriş parolası gibi, bi çeşit büyünün kelimeleri gibi daha nasıl anlatıyım biçok şeyden daha çok şey demek gibi :) mad tea party demek gibi :) follow the white rabbit demek gibi :)
İşte benim cevabım; bu duyguyu yaymak. Bunu kanıtlamak, hayata geçirmek :)
Bunun parçası olmak ❤

Keşfet!
“Keşfet”teki gizli güç!
Ne kadar uzun bi kelime ya aslında. Bütün yapılıcaklar listesini değiştirtebilir farkına varan birine. Seni o ana çeken, kendine yakınlaştıran ne kadar derin bi kelime benim için”keşfet”.
Kendimizi tanımadığımızı, hatta kendimize çok da uzak olduğumuzu düşünüyorum çoğu zaman. O yüzden etrafımızda bu kadar çok insan bişeylerden şikayet ediyo, güç topluyo gibi, kimileri duvarlar örüyo, prensiplere sığınıyo, kimileri saklanıyo, aynı aynı yaşıyo mecburmuş kılığında. Çünkü bence sadece ve sadece kendinden çok uzak biri mutsuz olabilir, terkedilmiştir çünkü o kendi tarafından.
Bizim bıdık kafenin müşterilerinden birini anlatıcam. Her hafta mutlaka bi defa gelen çok sevimli bi bayan bu. Ağır, oturaklı ama çıtı pıtı bi bayan. Hep çok hoş ve zevkli giyimli, bakımlı, güleryüzlü. Küçük bi kızı var ama inanılllmaz tatlı. Çok kibar ve tatlı da bi eşi var. Onlarla geliyo genelde. Bide 1-2 arkadaşı var, yabancı, onlarla gelince ingilizce konuşuyolar hep ve itiraf ediorum dinliyorum ben onları. Hep insanın kendini anlaması, neler hissettikleri ve başa çıktıkları duyguları hakkında konuşuyolar. Hep bişeyleri keşfettiklerini anlatıyolar aslında yada konuşurken keşfediyolar, heyecanlarını hissediyosun muhabbet ederken onlar. Onlar diziler, videolar, politika yada ‘biri’leri hakkında konuşmuyo, kendi derinlikleri hakkında saatlerce o kadar süper konuşmaya dalıyolar ki.. Benim de galiba en sevdiğim şey bu. Yani kimin ne keşfettiği, yeni ne bulduğunu saatlerce çözebilirim. Çünkü orda aslında kendini tanıyo insan.
Sınırlarımız ne hiç bilmiyoruz, kalıplarla çok meşgulüz. Herkesin onayladıkları, ortak fikirleri, o mantık çerçeveleri beni eskisinden daha çok sıkıyo artık. Çok yanlış olduğunu hissediyorum olduğumuz yerlerin o zaman, biz neden kısıtlıyoruz kendimizi. Yaptığımız iş, koşullarımız, etrafımızdakiler ne olursa olsun… Bunlar engel mi kendimiz olmaya.
Keşfedicek çok şey var. İçimizden başlayıp yine içimizde bitebilicek kadar çok. Bi evren düşün işte o kadar çok. O kadar sınır tanımayabiliriz işte!
Pencereleri kapıları aç, yeni yeni yerler aç, dinle olanı, içine dolsun müzik, seninki de duyulsun yukardan, o kadar ki fikrin sıradan hissetsin kendini içinden geçenlerin yanında ❤
Bu dünyanın bi parçası olmak bi hayli zor, yok olmak gibi, çünkü benim gözlemlediğim bu dünyada çok şey fazla! Üzüntü, zarar, acı, insan sayısı bile haddinden çok fazla, tabikide güzel şeyler çok ama harcanıyo, acıyı kötüyü kimse harcayıp harcayıp bitiremiyo ama güzel şeyleri tüketmekte başarılı burası! Bazen insanları sevmiyorum!

Herşey olduğu gibiyken daha güzel aslında. Kendi kendine.
Kendimden biraz şikayetçiydim bazı içsel bıdık sebeplerimdenden dolayı kafamda. Az önce tüm dağınıklığı topladım sildim süpürdüm. Müziği açtım sonuna kadar, bi hışımla temizlik yaptım :) sordum; Beyin niye değişmesini bekliyomuş ki bişeylerin, şimdikinin nesi eksikmiş. Sonra buldum; hepsi bahaneler. Ertelemeler kaçmalar. “Beklemek” tammm bi palavra. Kendini oyalamak resmen. Bakınız; Ben! En basitinden düzenli olarak, inanılmaz bi kararlılık ve titizlikle hergün; metabolizmamın en hızlı olduğu akşamüstlerinde egzersiz yada pilatese geri dönme kararı alıyorum, geceleri de artık serhat çıktıktan sonra uyuduğum o yarım saati uyumicam, aheste aheste hazırlancam keyifli keyifli ve geç kalma stresi yaşamıcam diyorum :) ama ne egzersiz yapıyorum ne pilates (indirdiğim pilates applicationlarının haddi hesabı yok :)) nede koşmadan insan gibi yürüyerek otobüse yetişebildiğim bi günüm var :p :))
Sağlık sıkıntıları dışında herkes kendi istediği hayatı yaşıyo, şikayet etmelere çok karşıyım. Herşeyin bi yolu, bi çözümü var. Kimse kimseyi tutmuyo yada engellemiyo. Kalıplara da biz sokuyoruz kendimizi. Herşey elimizde. Küçük şeylere takılmak yada küçük şeyleri farketmek beynin seçimi. Herkesin bi küçücük pompası var solunda tüm gün didinip duran, yoruldum dinleniyim demeyen, alsınlar karşılarına düşünce şekillerini konuşsunlar, kendine getirsinler. Enerjisini doğru kullan desinler.
Ellerimi havaya kaldırdım ve teslim oldum :p şimdi lütfen yarın sabah fosur fosur uyumiyim :))
Simply complicated!
Bazen çok şey oluyo.
Herşey karmakarışıkken aslında ne kadar da gıcık bi şekilde basit. Neler oluyo dimi :)
“Dım dıdııııı dıdııdııı dım dıdııı dım 🎶🎶🎶”
Şimdi bu müzik satırında mesela sadece bir saniye içinde o düdük kafalı zihin kılcallarımda milyon tane düşünce geçerken, kalbim de bir sürü hisle dolu.. Bi sen biliyosun ne hissettiğini, mesela iyisin, bi anda zihninin ayağı küçücük bi taşa takılıyo, saatlerce orda kalıyo. Plak gibi. Sonra geçiyo, kalkıyo kendi kendine.. Neye göre geçiyo ama bişiler ikna ediyo onu kalkıyo ayağa devam ediyo.
Dış etkenler belirliyo sanıyoruz ruh halimizi ama aslında biz ne tepki vericeğimizi bilinçsizce seçerken nasıl hissediceğimizinde planını yapıyoruz farketmeden.. Nerde sabrımız tükeniyo, sınır ne.
Bugün çıldırmış bi gündü.. Çok şeyler oluyo bu aralar. Ağzım hep açık kalıyo bi şaşkaloz hissediyorum kendimi :) ama bu durumdan şikayet etmiyorum. Birşeylerden şikayet etmeyi bırakalı bi hayli sene oldu. Şikayet etmek yerine sadece gerçekten seviyorum çoğunu. Yada zaman ayırmıyorum.
Aaa bide şunuda yazmalıyım bence, bugün kendi kendime konuşurken kafamda bi atasözü uydurdum :)) şöyle;
“Daha enerjik ve coşkulu olmak istiyosan daha çok yorul” ***
***Daha etkileyici olması için başına “asıl mesele”, sonuna da “yeğen”i eklemeyi düşündüm :)
Sonunu nasıl bağlıcağımı hiç bilemedim :)
Burda kalsın bu yazım ❤❤❤


